Fiziksel bir şeyler tasarlayıp hayata geçirmeyi hayal ediyorsanız, bu yazım sizler için. 2015'de Koç Üniversitesi'nde Microsoft ile "sensörden buluta" etkinliğini düzenliyorduk. Her defasında kablolarla sensörleri bağlamamak için Raspberry Pi üzerine delikli prototip kartı ile sensör devresi yaptım. Artık etkinliklerde karmaşayla uğraşmıyordum, çantamdan çıkarıp demolarımızı yapıp hızlıca toparlanabiliyordum. Bu prototip kartım o kadar iş gördü ki, şu an geliştirme donanımları üreten Turta markasının başlangıcı oldu. Sizlere 5 sene önceki kendime dönecek olsam neler söylerdimi, bir miktar da hikayemizi anlatacağım.

Ön not: Bu yazım planladığım gibi gelişmedi. Kısa süre sonra işin ilerleyişiyle ilgili eklemeler yapacağım.

Asıl macera ilk donanımınızı üretince başlar...

İlk donanımın yeri ayrıdır. Önceden gitmediğiniz bir yolda, tahmin etmediğiniz bir çok detayı karşınıza çıkarır. İlk elektronik kartımı çıkarırken tasarımı yapıp sürücülerini de yayınladığımda o donanımın biteceğini ve diğer işlerime geçeceğimi sanıyordum. Nerede bu "ürünün" kutusu, kılavuzu, dokümantasyonu, satış için profesyonel fotoğrafları, tanıtım yazısı, barkod numarası, vektörel çizimi, 3 boyutlu STEP dosyası, örnek proje yazıları, üretim planı, reklam stratejisi, promosyon dağıtımları...

Kutudan başlayalım. Kutucuya gittiniz ve 500 kutu üretimi istediniz. 1.000'den aşağı yapmam dedi. Bir hafta sonra 1.500 tane çıktığını söyledi, hepsinin ücretini istedi. Aylar sonra baktınız ki bazı kutular yırtık çıkmış. Üstelik kendisine anlattığınız kutu ile alakası yok. Sonra kendinize Cricut Maker gibi bir kesme makinesi aldınız, kutularınızı önce kendiniz prototipleyip, rakam çıkınca yapılmış örneğiyle seri üretime gitmeyi öğrendiniz.

Geliştirici donanımı üretmenin bir zorluğu, yeni başlayan kişiler de uzmanlar da ürününüzü alabilir. Her kesime uyacak şekilde yönergeleri dahil etmelisiniz. Biz orta ve üst düzey için teknik dokümantasyon kullanmayı, giriş ve orta düzey için de blog yazılarını uygun gördük. Bu şekilde yeni başlayanlara bir şeyleri tarif edip bazen konuyu uzatabilirken, deneyimli kişilere de alışkın oldukları tarzda derin teknik detayları verebiliyoruz.

Ürününüz kullanıcının eline geçene kadar üretim, test, paketleme, saklama, dağıtımcıya gönderim gibi aşamalardan geçiyor. Her aşamanın kendine has önemi var. Örneğin, saklama koşullarınız uygun değilse donanımlarınız oksitlenip kullanılamaz hale gelebilir. Her coğrafyanın koşulu farklı olabiliyor. Orlando'da katıldığımız bir fuarda ürün kutularımız 2 günde ortamdaki nemi çekmişti.

Dağıtımcı süreci de ayrı bir konu. Ürününüzü kendiniz satabilirsiniz. Shopify gibi bir portal kullanarak mağazanızı açabilirsiniz. Ya da Amazon, Hepsiburada, Robotistan gibi yerlere de ürünlerinizi gönderebilirsiniz. Hepsinin ayrı çalışma sistemleri var. Öyle ya da böyle, kendi sisteminizi kullanırsanız %3 civarında, diğer satıcıları kullanırsanız %20-30 civarında kazancınıza ortak olacaklar. Saklama, nakliye, iade, müşteri desteği gibi hizmetlerini düşündüğünüzde aldıkları miktarlar makul ve onların da işlerini devam ettirmeleri için gerekli düzeyde. Aynı anda hem kendiniz hem dağıtıcılarınız da satış yapabilir. Başlangıçta dağıtıcı sözleşmesi yaparken tek dağıtımcıyla çalışmamaya özen gösterin. Çünkü dağıtımcılar da kendi aralarında rekabet içinde ve diğer mağazalara ürününüzü gönderirken onların isyan edeceği kadar kar oranlarını düşürebiliyorlar.

Ürününüz müşterinize ulaştığında, başarılı bir kılavuz ile kullanıcıyı adım adım yönlendirerek cihazını kullanmasını sağlamalısınız. Bunu yapmazsanız ya müşteriyi kaybedersiniz, ya ürününüz iade olur ya da müşteriniz sorularını size sormaya başlar. Tasarım, içerik, üretim ve destek derken kaybolursunuz. Bu yüzden içeriğe önem verin.

Geliştirici ürünleri için geçerli olan bir nokta, kullanılan platformların güncellenme durumu. Şu an çıkardığınız bir ürün Raspberry Pi ile çalışıyorsa ve Raspberry Pi işletim sistemi adını güncellemeye karar verirse, içeriklerinizi buna göre güncellemelisiniz. Kullandığınız kütüphanelerin güncelliklerini takip etmelisiniz. Şu an otomatik kurulan sürücüleriniz önümüzdeki ay kurulurken sıkıntı çıkarabilir. Yani bir donanımı dünyaya getirmek, belli bir süre onunla ilgilenmenizi de beraberinde getirir.

Global olmak

Turta'yı kurarken hobi olarak birkaç kart üretirim sonra biter düşüncesindeydim. 2019'da 2 haftada bir Amerika'nın farklı bir eyaletinde fuarlarda yer alacağımızı düşünememiştim. Bir şeyleri yapamayacağımıza o kadar çok inanmışız ki... Vizyonsuzluk değil, vizyon sahibi olmamızın önündeki engel. Önce kartlarımızın üzerindeki her şey Türkçe yazıyordu. Web sitemiz, Github dosyaları, aklınıza ne gelirse. Bir bakıma, çoğu öğrenciye üzerinde Türkçe yazan bir donanım var, demek biz de yapabiliriz özgüvenini verdi. Fuarlarımızdan biliyorum. Diğer yandan, donanım üretiminde yüksek hacimlere çıkmazsanız maliyetleriniz yüksek kalır. Rekabet edemezsiniz. Çoğu müşteri ucuz alternatiflere kaçar, siz de ürünlerinizi 3-5 adetlerde satarak ne büyüyebilirsiniz, ne de işinizi bırakabilirsiniz. 2016'da Silikon Vadisi sularındaki San Mateo Maker Faire'de Turta standımızı açtık. İlk kez global bir Maker Faire'de bizden bir marka yer aldı. Maker Faire ticari bir fuar değil de maker'ların yaptıklarını sergilediği, nasıl yapıldığını anlattığı bir festival. Biz de satış için değil paylaşım için oradaydık. İlgi o kadar büyüktü ki, 3 gün branda arkasında bir tane çikolata yemeye bile zor zaman bulduk. Katılımcılar donanımlarımızla ilgili detaylı bilgi almak istediler. Broşürümüzde web sitemiz yazıyordu. Fuara giderken uçakta web sitemizi İngilizce'ye çevirecektim. Broşür alanlara bir haftaya İngilizce olacak diyerek vakit istedim. Neyse, bazıları Google Translate yaparız diyerek gülümsediler... 3 Ay sonra çift dilli bir sayfamız oldu.

Maker Faire'de aldığımız beğeniler o kadar çoktu ki, dünyaya açılmanın vaktidir dedim. Bugüne geleceğimizi bilseydim global bir marka ile yola çıkardım. Yabancılar zorlanmadan markayı okuyabildiği için başlangıçta önem vermedim. Böyle zamanlarda Kodak markasını düşünüyorum. Anlamı olmayan bir kelime, zamanla yer etmişti. Bizim için de bir çok dilde anlamı olmayan bir kelime, zamanla yer edecektir ümidindeyim.

Yerli üretim

Sadece bizde değil, tüm ülkelerde bir ürün yerli üretildiyse belirtilir. Donanım alanına girdiğinizde bir ürünün tek bir ülkeden gelmesi elle tutulur olmaz. Örneğin, boş elektronik kartlar Çin ya da Kore'de yapılır. Komponentler belli bir sayıya kadar yerel dağıtıcılardan ya da Mouser - Digikey'den alınır. Üretim Türkiye'de uyguna yapılabilir. Siz katma değer katan iş olarak ihtiyacı bulursunuz, donanımı tasarlar, içerik üretirsiniz. Sensör, röle gibi komponentleri üretmek sizin değil, devlerin işidir. Bir teknoloji fuarımızda ziyaretçimiz "röleyi de siz üretmiyorsunuz ki" diyerek bizi ayıplamıştı. Benzer düşüncedeki bir kişi de, 3 boyutlu yazıcıyla 3 ayda ürettiğim gerçek boyuttaki R2-D2'ya "bu hazır ne var ki?" demişti. Herneyse, gülmek güzel, tabi ki yapabildiğimizi kendimiz yapalım. Fakat global bir sistemde her şeyi üretecek olursanız hiç bir şey üretemezsiniz. Sparkfun, Adafruit gibi Amerika'nın milyonlarca Dolar geliri olan maker donanım üreticileri belirli sayıya kadar kendileri üretiyor, üzerini Çin'de yapıyor. Bu şirketler açık kaynak kültürünü ilerletiyor, gerçekten faydalı olabilecekleri işlere odaklanıyor.

Siz? Satış ve pazarlama mı?

Ufak bir ekipseniz işin her şeyi sizsiniz. Bir fikri alıp müşterinizin mutlu olacağı hale getiren kişisiniz. Kazancı da, zararı da, emeği de, başarısı da size ait. Türkiye İnovasyon Haftası'nda mühendis arkadaşım cihazları o kadar kendini kaptırarak anlattı ki, ziyaretçi konuşmanın sonunda bana döndü, "siz? satış ve pazarlama mı?" diye sordu. "Her şey" dedim. O fuarın aynı zamanda organizasyonundaydım. Kimse olmadığı için etkinlik sabahı 100 civarı masayı salonda ben taşımıştım. Her şey size ait. Yorduğu oluyor, kazandırdıkları sınırsız.

Davulla karşılanmaktan domates fırlatılmaya

2010'dan beri sürekli bir şehirde, bir üniversitede teknik aktiviteler düzenledim. Büyük şehirler kıymetini çok bilmez, şehirdeki nüfus düştükçe davul zurnalarla karşılanıyorduk. Organizasyon ekibi gün boyu bize şehri gezdiriyordu. Anlattığım şeyler keyifliydi, örneğin hareketlerinizle bir robotu kontrol etmenin mantığını paylaşıyordum. Hazır donanım alıp yalnız kabloları bağlıyor ve yazılımı yazıyordum. Ne olduysa, kendi donanımımı üretince oldu. Hocamlar oldu sayısız eleştiri. "Çin'le rekabet mi edebileceksin?", "Zaten var", "Sensörü niye dikey takmıyoruz"...

Etkinliklerimde de kendi donanımlarımı kullanmaya başladım. Sürücülerimiz açık kaynaktı ve diyordum ki, kendi ürünümüzü kullanıyoruz ama aynı sensörü taşıyan kartlardan birini kullanırsanız da aynı sonucu alırsınız. Gerekmedikçe marka ismi bile geçirmiyordum. Ne olursa olsun, artık bilgi paylaşan biri değil, kendi ürünlerini kullanan, ürün yerleştirme yapan bir tüccardım. Neyse ki hiç öyle olmadım.

Sevilen marka

Turta'nın iki temel değeri var: En kaliteli donanımları üretmek ve sevilen marka olmak. Kaliteliyi üretmek kolay. Hatta bana göre kalitesiz üretmekten daha kolay. Basitçe, kaliteli kullanıyorsunuz, arıza olmuyor. Sevilen marka kısmı daha derin. Bir markayı neden seversiniz? Ürünleri kadar ekibinin de kullanıcılarının yanında olması. Bir sorunla karşılaşıldığında sizin başınıza gelmiş gibi düşünerek müşterinizi mutlu etmeye çalışmanız. Bazen sorunları çözemeseniz de yaklaşımınız daha kıymetli olur.

En iyiyi yapmak için en iyiyi kullanmak

MikroElektronika'yı çok örnek aldım. Kaliteli geliştirme yapan bir şirket, 20 senede baya büyüdü. Onlarla öğrenmeye başladım. Zamanında 500 Lira'lık kartlarını almak için 700 Lira gümrük vergisi ödeyip, muayene görevlisinin "bunlarla kredi kartı kopyalıyorlarmış. sen kopyalama." nasihatlerini onaylayarak, 3 günümü şehrin öbür ucundaki gümrük binaları arasında geçirerek kavuştuğum geliştirme kartlarım benim için kıymetliydi. (Bir gün zordayken *donanım üretmek = iyi ve kötü zamanlar * Gittigidiyor'da uzun pazarlıkla sattığımı hatırlıyorum.) Yine gümrükteki mücadelemde gümrük müdür yardımcısı ve yanındaki mühendis kişi, neden yurtdışından getirdiğimi, ülkemizde yok muydusunu sormuştu. Evet, o zaman yoktu. 10 Sene önce o donanımları kullanıp inceliklerini gördüğüm için artık var.

İşini iyi yapanlardan o işin inceliklerini öğrenin. Bu çalmak değil. Kopyalamıyorsunuz. Öğrenip, bir şeyler katıp daha iyisini yapıyorsunuz. Yaptığınızı paylaşıyorsunuz, başkaları da daha iyisini yapıyor. Bu şekilde sektörler ilerliyor.

Evde üretim

-Bize de mi Dolar'la satıyorsunuz?
+Digikey bize komponentleri TL ile satıyor.

Bazı konular masanın diğer tarafından çok farklı görünüyor. Sıçrayışların olduğu bir piyasada parçalrı aldığınız para birimiyle satış yapmalısınız. Bunu yapmazsanız istisnalar dışında zarar edersiniz.

IoT Node ürünü, fuarlarda sayısız beğeni alan modüler sensörlü IoT geliştirme kartımız. Modüler sensör mekanizmasını (tükenmez kalem düğmesi gibi düşünebilirsiniz.) sensörün kolay takılması, biraz daha zor çıkması, takıldığında klik etmesi gibi bir çok faktöre göre geliştirdik. New York Maker Faire'de Hackaday community manager'ının aynı cümleye bu kadar wow sığdırdığını unutmuyorum.

Unutmadığım iki şey daha var. Revizyondan geçirdiğimiz kartı dizdik, kablosuz ağa bağlandı, ilk testten başarıyla geçti. Dakikalar sonra arkadaşım aradı, 35 şehirde yapacağımız etkinlikte bu cihazları kullanmak istediklerini ve durumu sordu. 10 Dakika önce arasaydı çalışmıyordu. İnanılmaz bir zamanlama. Aylar harcadığınız bir donanım, çalışmasının dakikalar sonrasında tüm ülkede kullanılıyor. Bir çok öğrenci ilk IoT deneyimlerini bizim cihazlarımızla yapacak. Heyecan tavan!

İkinciyi duymak istemeyebilirsiniz. Kurumla anlaşırken Dolar ile yapalım dedim. Yalnız TL kabul ediyorlarmış. Ne olabilir ki diyerek işe girdik. 2018'deki Dolar sıçrayışını hatırladınız mı? Sözleşmeyi imzalarken Dolar 4 küsürdeydi. Parçaları 7 küsürden, tavan yaptığı o ince zirveden almak zorunda kaldık. Bunun üzerine, önce ürün sonra ödeme aşamasını da bir şekilde geçtik. PCB'ler yapıldı, komponentler alındı. Kar etmeyi geçtik, cihazları üretmeye bütçe kalmadı. Yüzlerce kart, yüzlerce sensör modülü... 1 Ay gözümü açtığımdan kapayana kadar SMD kart dizdim, fırınladım. Tabi o zamanlar evimde SMD reflow oven var (Amerika'daki evimde de dizgi makinesi vardı), profesyonel şartlarda üretiyoruz. O bir ay, sırt ağrısını geçtim, bir şeyler üretmeyip günlerce aynı şeyleri yaptığıma takmış vaziyetteyim. Bilgisayar ekranımın yarısında mikroskop açık, cımbızla parça diziyorum, diğer yarısında da Udemy'den bir çok şey öğrendim. Boş durmamak lazım. Bu aşamada işimle iyice bağlanmış olduk, sırtım işin şeklini aldı.

Şimdi bu kartları elde ürettiğimi bir yerde yazsaydım, taşlamaları düşünün. Hain ilan edilirdim. Peki, 2020 senesinde ne oldu? Evden çalıştığı için her türlü #'i bir arada kullanmaya başladık.

Kendimi bildim bileli, organizasyon işlerim dışında hep evden çalıştım. Çalışma mekanımı merak edenlere anlatmak zor oldu. Ortalama bir üniversiteden daha teknik donanımlara sahibim diyince bir parça kendimi anlatabildim.

Grup çalışmaları yapacaksanız, evinizde donanım üretmek çok makul olmayabilir, mantıklı da değildir. Bir noktada tıkanırsınız. Ben yolda zaman kaybetmeyi, belli saatler diliminde çalışmayı sevmediğim için evi tercih ediyorum. (Bu arada çok kişinin çalışması için iş yerimiz de var.)

Dizgi makinesi almalı mı?

Senelerce aklımı kurcalayan bir soruydu. Kutu kesimi gibi, kartlarınızın üretimi için bir üreticiyle çalışmanız da belli limitleri beraberinde getiriyor. Belirli bir sayının altında üretim yapmak çoğu üreticiye cazip gelmiyor. Zaten devam eden bir üretim hattını durdurup, sizin komponentlerinizi dizgi makinesine yükleyip, tasarımınız üzerinde çalışmak saatler sürebiliyor. Bunun bir başlangıç maliyeti oluyor. Yani, ister 10 ürettirin ister 100 ürettirin aynı ücrete geliyor. Üreticiler 1.000'in altındaki rakamları küçümseyerek çok ilgilenmiyorlar. Günlerce dizgi sırası bekleyebiliyorsunuz. Parçaları götürmek, ilk dizgi gününde başında beklemek, sonra parçaları teslim almak ayrı birer süreç. Bizim gibi 30'un üzerinde modeliniz varsa karmaşayı düşünün.

Türkiye'de dizgi makinesi fiyatları çok uygun değil. Bunun döviz kuru, gümrük, aracı gibi faktörleri var. Bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok. $3.000'lık bir makine bize 50.000TL gibi yansıyabiliyor. Bu en temel dizgi makinesinin maliyeti. Fırın, elek düzeneği gibi bileşenleriyle maliyet bir miktar daha artıyor.

Dizgi makinesi aldığınız zaman da sürekli üretiminiz varsa başında birinin olması gerekiyor. Bu makineler, özellikle giriş seviyesi olanlar hata yapabiliyor. Dizdiğini dağıtabiliyor. Yani ürün sayınıza, parçalarınızın boyuna, üretim şeklinize göre karar verebilirsiniz.

Biz Amerika'da bir dizgi makinesi almıştık. Bu makinenin Çin'den DHL ile gümrüğe takılmadan birkaç günde gelmesi inanılmaz geliyor.

Dizgi makineleri sesli çalışıyor. Motorları, vakumları... Paylaşımlı ofis gibi bir yerde çalışıyorsanız aklınızdan bile geçirmeyin. Size özel bir yeriniz varsa, uzun vadede işinize esneklik sağlayacaktır.

Sen ne mezunusun?

Doktorluk gibi bazı meslekler vardır, okulunu okumadan ameliyata girişemezsiniz. Fakat bazı meslekler istenince öğrenilebilir. Üniversitede öğretilen bilgi temeli oluşturur, öğrenme yeteneğini kazandırır. Onu güncel tutmanız, yenilikleri öğrenmeniz gerekir.

Ben okul hayatımda müfredat dışı gittim. Alanım dışı olarak İngilizce işletme okudum. Sunum yeteneği, şu an şirketimin olduğu Amerika muhasebesi ve sayısız, uzak olduğum şeyi kazandım. Fakat bir noktaya gelene kadar yine çok gevezelik dinledim.

2010: Henüz üniversite yeni bitmiş. Bir tarım şirketine güzel bir kontrol kartı ürettik. Toplantının bir kısmında bir akademik kişiyle sohbet ediyoruz, konuşma hoş devam ediyor. "Sen ne mezunuzun?" dedi. "İşletme" dedim. Kahkahalar atmaya başladı. Ağzımdan laf alıp kime yaptırdığımı öğrenmeye çalışıyor. Bir süre sonra ikna oldu. Bir şey daha değişti: Az önce beğendiği kart, artık o beğeniyi hak etmiyordu.

Yine benzer senelerde üniversitelerde teknik konuşma yaparken bir noktada önemli olan yolunuzu nasıl çizdiğiniz mesajını vermek için işletme okuduğumu söylüyordum. Ardından salonu terk eden öğrenciler oluyordu.

Seneler sonra, Tübitak desteği için jüri sunumunda yaptıklarımı özetle anlattım. Biri "peki, ne işle meşgulsün?" diye sordu. Hep kendi işimi yaptım diyince, "haa, girişimci" dedi. Evet dedim, ne diyim...

O destekten niye faydalanmıyorsunuz?

Her konu dışarıdan bakıldığında farklı, yaşandığında farklıdır. Örneğin destekler. Bir desteği almadan önce, önceki dönemdeki destekzedelere bir sorun. Ne katıyor, ne götürüyor. Tabi ki destekler bizlerin ilerlemesi için var. İyi ki varlar, aksini söylemek nankörlük olur. Bu kaynakları kötüye kullananlar için alınan önlemler, kurumların hızının günümüz start-up gereksinimlerine yetişememeleri gibi durumlar sonucu günün sonunda harcadığınız emek, size olan getirinin önüne geçebilir.

Bir Tübitak anımı paylaşmadan geçemeyeceğim. Desteğe başvurmamızdan süreç başlayana kadar geçen süreçte döviz kurunun değişimi, stoktaki ürünlerin modellerinin değişmesi gibi durumlar olağan olabiliyor. Örneğin bu durumu kurumdaki ilgili kişiyle paylaştığınızda "işte proje yönetmek böyle bir şey" yanıtı alabiliyorsunuz. Ben desteklerde laptop, test cihazı olarak telefon gibi maddelerin yazılmasını doğru bulmuyordum. Proje zamanında bir Mac Mini'ye ihtiyacımız vardı. Forma monitörümüz, klavyemiz var, sadece makul bir model olan şunu kullanmalıyız yazmıştım. Yine aynı iyi niyetle, uzun süre araştırarak makul bir osiloskop yazdım. Cihazların alınma zamanında yazdığım model stoklardan gitmiş, yenisi gelmişti. Az bir farkla yeni modeli aldık. Aradaki farkı da bütçemizdeki başka bir donanımdan eksilttik. 1 Sene sonra projenin son hakem görüşmesinde hakemimiz çekimser bir tonla sordu: "Bana da soruyorlar, savunma yazmam gerek. Osiloskopun niye bir model üstünü aldınız?"

Go big or go home!

Bizim işimiz gibi kullanıcılarınızla sürekli iletişim halindeyseniz, işinizi yeteri kadar büyütemezseniz çok zor bir yerdesiniz demektir. Garson boy gibi. Küçük hacmi olan bir iş, içerik oluşturma gibi konuları düşündüğünüzde büyük hacimlisiyle neredeyse aynı emeği ister. Az bir gelir, yani küçük bir ekip ile bu performansı yakalamanız zor olabilir. Oysa büyüdüğünüz zaman maliyetleriniz düşer, daha çok kişi ürünlerinizi kullandıkça bilinirliğiniz artar, reklam bütçeleriniz çoğalır, daha çok etkinliğe katılabilirsiniz. Büyüdükçe büyürsünüz.

Büyümenin bir tetikleyicisi global markete hitap etmenizdir. Örneğin bizim donanımlarımız, üzerlerindeki bileşenlerin kalite ve fonksiyonları nedeniyle ortalamanın üzerinde bir fiyata sahip. Bu yüzden ülkemizde kayda değer bir satışı olmuyor. Oysa Amerika'daki fuarlarda en sevdiğimiz cümle "hepsini istiyorum" oluyor! Bazı müşterilerimizin tek seferdeki alışverişleri, ülkemizdeki tüm dağıtımcılarımızın 2 aylık toplam alımı kadar olabiliyor. Bu, her ürün grubu için değişebilse de, hedef ülkelerinizi doğru seçip olabildiğince çok pazarda yer almanız size tahmininizden çok kazanç sağlar. Büyümüş start-up'lara baktığınızda bu şekilde ilerlemeyi görürsünüz.

Özetle...

Donanım geliştirmek, özellikle gümrük gibi maliyetlerin olduğu ve alım gücünün yüksek olmadığı yerlerde kolay değil. Fakat ilk adımları attığınızda bir avantajımız olduğunu farkediyoruz: İşçilik maliyetleri Türkiye'de çok daha uygun. Özellikle model sayısı fazlalaştıkça üretim devamlı bir hal almaya başlıyor. Yani, her coğrafyanın artısı ve eksisi var. Bunları bilerek doğru işleri doğru yerde yaparak donanım hayalinizi gerçekleştirebilirsiniz.

Gerçek hayatta karşılaşılanlar, öğretilenlerden farklı olacak. Bunu bilerek devam ederseniz daha emin adımlarla ilerlersiniz.